06 Kasım 2026, Cuma

İzmir'in Kültür-Sanat Platformu

Sinema Haberleri

“Primetime” Filmi Üzerinden Medya ve Gösteri Toplumu Eleştirisi

Deniz Altınok · 26 Ekim 2026 · 5 dk okuma
"Primetime" Filmi Üzerinden Medya ve Gösteri Toplumu Eleştirisi
Paylaş:
İzmir Kültür Sanat'ı Google'da tercih edilen kaynak olarak ekle.

İnternet üzerindeki sohbet platformlarında 12-13 yaşlarında çocuk profilleri oluşturarak pedofilleri kameralı tuzaklara çeken televizyon programları, yirmi yılı aşkın süredir ekranlarda yer alıyor. Çekim ekibinin gizlendiği adrese gelen şüpheliler çocuk rolündeki oyuncular tarafından karşılanırken, kısa süre sonra ortaya çıkan sunucu soğukkanlı bir savcı edasıyla suçüstü yapıldığını duyuruyor. Kameraların bu kişilerin korku ve gözyaşlarını kaydetmesinin ardından dışarıda bekleyen polisler devreye giriyor ve böylece tipik bir primetime televizyon yapımı ortaya çıkıyor.

Haftanın filmleri arasında yer alan “Primetime” (2026), bu türün en bilinen örneği olan “To Catch a Predator” (Bir Sübyancıyı Yakalamak) yapımını ve sunucusu Chris Hansen’ı ele alıyor. ABD’de 2004-2007 yılları arasında yayımlanarak büyük izleyici ilgisi gören program, Teksas’ta tuzağa düşürülen pedofil bir savcının hapse girmektense intihar etmeyi seçmesinden kısa bir süre sonra ekran macerasını sonlandırmıştı. Hansen’ın projesi sona erse de sübyancı avcılığı konsepti farklı televizyon kanallarında, YouTube ve Instagram gibi dijital mecralarda tamamen aynı yöntemlerle bugünde sürdürülüyor.

Televizyon Formatlarının Gerçek Amacı Ve İzleyici Psikolojisi

Bu yapım türünün arkasında yatan en büyük problemlerden biri, asıl hedefin çocukların maruz kaldığı cinsel istismarları engellemek olmamasıdır. Eğer amaç suçları azaltmak olsaydı, istatistiklerde büyük çoğunluğu ensest karakter taşıyan aile içi cinsel istismar olaylarına odaklanılması gerekirdi. Ancak Hansen ve ekibi için öncelikli olan, adından da anlaşılacağı üzere primetime kuşağında yayımlanarak reklam pastasından en büyük payı almaktı. Pedofiliyi bir gösteri malzemesine çeviren bu anlayış, izleyiciye adeta sübyancılık satmakta sakınca görmedi.

Konu hakkındaki eleştiriler yıllar önce de dile getirilmişti. Charlie Brooker’ın 31 Mayıs 2008 tarihinde The Guardian gazetesinde yayımlanan yazısında belirttiği üzere, potansiyel çocuk istismarcıları için bile üzüntü duyulmasına yol açan bir televizyon programında yanlış giden bir şeyler vardı. Chris Hansen’ın şüphelilere yönelttiği sorular ve aldıkları kekeme yanıtlar, izleyicilerin bu kişilerin çarpık zihniyetini kavraması için sergileniyordu. Sohbet odalarındaki oral seks veya penis boyutu gibi ifadeleri açıklamak için kıvranan adamları izletmek, seyircilerin çizgi filmlerdeki eşekler gibi kahkahalar atmasını sağlamayı amaçlıyordu. Vizyona giren sinema salonlarında bu hafta sinemaseverlerle buluşan yapımlar arasında dikkat çeken “Primetime”, yapımcıların ve rakiplerin yalnızca kazandıkları paraya odaklandığını, genç oyuncuların yaşadığı psikolojik sıkıntıları ve kitleler üzerindeki gerçek etkileri hiçe saydığını gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, yapımda ABD’deki çocuk evliliklerine veya Appalachia Dağları’nın eteklerindeki muhafazakâr eyaletlerde yakınları tarafından hamile bırakılan çocuklara yer verilmiyor.

Gündüz Kuşağı Programları Ve Gösteri Toplumu

Türkiye televizyonlarında gündüz kuşağı olarak adlandırılan zaman diliminde de benzer içerikler izleyiciye yoğun şekilde sunuluyor. En ünlüsü “Müge Anlı ile Tatlı Sert” olan bu yapımlarda, erotik romanları aratmayacak sapkın olaylar anlatılırken izleyicilerin olaylara eleştirel yaklaşması engelleniyor. Kimse Türkiye’nin geri kalmış bölgelerindeki insanların bu yaşam tarzına nasıl mahkûm edildiğini sorgulamıyor çünkü yaşananlar gösteri toplumunun en somut halini oluşturuyor.

Guy Debord’un Kuramı Ve Medyanın Rolü

Fransız filozof Guy Debord’un altmış yıl önce kaleme aldığı “Gösteri Toplumu” (La Société du spectacle, 1967) adlı kitabında yaptığı çözümlemeler günümüzde de geçerliliğini koruyor. A. Ekmekçi ve O. Taşkent tarafından Türkçeye çevrilerek 1996 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından İstanbul’da yayımlanan kitabın 131. sayfasında belirtildiği gibi, gösteri hakimiyetinin ilk hedefi tarihsel bilgiyi genel anlamda yok etmekti:

Gösteri hakimiyetinin ilk hedefi, tarihsel bilgiyi genel anlamda yok etmekti; ve bu en yakın geçmişle ilgili hemen hemen bütün enformasyonlar ve makul yorumlarla başlamak suretiyle gerçekleştirilmişti. Bu kadar aşikâr bir gerçekliği açıklamaya gerek yoktur. Gösteri, insanların olup bitenleri görmezlikten gelmelerini ve yine de anlaşılabilen bir şey varsa bunu derhal unutturmayı büyük bir ustalıkla başarır.

Kitle kültürü endüstrisiyle birleşen gösteri toplumu her şeyi bir eğlenceye dönüştürüyor. Neyin önemli neyin önemsiz olduğuna karar veren bu sistem, gerçekte mühim olan meseleleri görünmez kılarken önemsiz detayları devasa boyutlarda sunmaya devam ediyor.

Kaynak: Birgün · Etiketler: , , , , ,

İzmir Kültür Sanat'ı Google'da tercih edilen kaynak olarak ekle.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

““Primetime” Filmi Üzerinden Medya ve Gösteri Toplumu Eleştirisi” için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir