06 Kasım 2026, Cuma

İzmir'in Kültür-Sanat Platformu

Sinema Haberleri

Sinemada Savaşın İzleri Ve Ödenmemiş Kefaretler

Gülnur Balaban · 19 Ekim 2026 · 3 dk okuma
Sinemada Savaşın İzleri Ve Ödenmemiş Kefaretler
Sinemada Savaşın İzleri Ve Ödenmemiş Kefaretler
Paylaş:
İzmir Kültür Sanat'ı Google'da tercih edilen kaynak olarak ekle.

2003 yılında ABD’nin kitle imha silahları bahanesiyle gerçekleştirdiği Irak işgali sırasında yaşanan trajik bir olay, sinema salonlarına taşındı. Bağdat’taki çatışmalardan kaçarak şehir dışına çıkan anne, baba, teyze, kız, gelin, çocuk yaşta üç oğul ve bir bebekten oluşan kalabalık aile, gittikleri bölgenin bombalanması üzerine geri dönmeye karar verdi. Üç arabayla yola çıkan aile çatışmanın ortasında kalırken, baba ve iki oğul Amerikan kurşunlarıyla sivil kayıplar hanesine yazıldı. Geçen hafta gösterime giren Atonement/Kefaret (2026) filmi işte bu acı olayla sinemaseverlerle buluşuyor.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ve Sinema

Dört epizoddan oluşan yapımın ikinci bölümünde olaydan 10 yıl sonrasına uzanıyoruz. O gün süper teknoloji ürünü tüfeğinin tetiğine basarak aileyi parçalayan askerlerden biri olan Lou, gündüzleri inşaatta vinç operatörlüğü yaparken geceleri bir eğlence mekanında koruma olarak çalışıyor ve hukuk eğitimi alıyor. Asıl mücadelesi ise travma sonrası stres bozukluğu ile sürüyor. Asker arkadaşlarından biri intihar ederken diğerleri de benzer psikolojik sıkıntılarla boğuşuyor. Geçirdiği bir panik atak sırasında bunu çözmesi gerektiğini belirten Lou, üçüncü epizodda olay zamanı Irak’ta bulunan savaş muhabiri Michael Reid’e ulaşıyor. Mariam adlı dördüncü ve son epizodda ise Lou, ABD’de yaşayan anne Meryem ve kızı Nora ile buluşarak helalleşiyor.

Vietnam Sendromundan Güneydoğuya Uzanan Travmalar

Bu psikolojik rahatsızlık, yaşamın normal akışının şiddetli bir olayla kesintiye uğramasından kaynaklanıyor. Ölümlü trafik kazaları, şiddet içeren saldırılar veya doğal afetler bu duruma yol açabiliyor. Ancak kavram, Vietnam’ı kana bulayan Amerikan askerlerinin ülkelerine döndüklerinde yaşadıkları sıkıntılarla dünya çapında ün kazandı. 1980 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanı kılavuzu DSM-III’te resmi adını alana kadar Vietnam Sendromu olarak biliniyordu. Benzer sarsıcı etkileri savaş ve barış temalı yapımlarda da görmek mümkün.

Geçmişin Hesaplaşması Ve Kapanmayan Yaralar

Vietnam Sendromu’nu Taxi Driver/Taksi Şoförü (1976), The Deer Hunter/Avcı (1978), Platoon/Müfreze (1986) gibi filmler sayesinde öğrenmiştik, ancak savaşa gönderilen bir insanın ruhunda açtığı yaraları derinlemesine idrak etmek zaman alıyordu. 1990’ların ortalarında bir gece, askerliğini Güneydoğu’da yapmış genç bir adamın yakaladıkları bir teröriste yaptıkları işkenceyi anlatırken geçirdiği sinir krizine ve hüngür hüngür ağlayarak kendini yerden yere atışına tanık olunca bu travmanın boyutu netleşti. Askerlik öncesine dönemeyen gazilerin yaşadığı bu acılar, Türkiye’de de benzer sorgulamaları beraberinde getiriyor. Onca zulümden sonra PTSD etkisi göstermeyen görevlilerin şimdi nasıl yaşadığı sorusu ise sinemada ve hayatın ortasında yanıt aramaya devam ediyor.

Kaynak: Birgün · Etiketler: , , , ,

İzmir Kültür Sanat'ı Google'da tercih edilen kaynak olarak ekle.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir